yasam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yasam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2015 Perşembe

2015'in ilk günü ve yeni yıl üzerine


Herkese günaydın, iyi tatiller, iyi yıllar!
Cuma çalışmak zorunda olmayanlara selamlar, sabah sabah camlı plaza yollarını tutacaklara da şimdiden Allah kolaylık versin.

Bugünün tadını çıkarın.

"Nasıl girersen öyle geçer" bahanesinin ardına sığının mesela, ev işi filan yapmayın. Evin işi bitmez. "Anneee anneee" diye lüzumlu lüzumsuz üzerinize atlayan, tuvalete bile arkanızdan gelen türde bir evladınız varsa birkaç saatliğine anneanneye babaanneye gönderin. "Ayteeennn çorabım neredeee?" diyen kocanın ağzını bantlayın. Telefonun fişini çekin, kapıyı iplemeyin.

Rica ediyorum bu günü tamamen kendinize ayırın.

Biz kadınlar, korkunç yoğun bir temponun içindeyiz.
Çalışan olmak, toplum içinde aktif birey olmak, anne olmak, eş olmak, sevgili olmak, evlat olmak, gelin olmak, ev kadını olmak, aşçı olmak, bulaşıkçı olmak, temizlikçi olmak, evin başbakanı olmak...
Beklentiler ve sorumluluklar had safhada.

O yüzden bir gün sizin olsun.
Güzel bir banyo yapın, baştan ayağa kremlenin, en sevdiğiniz pijamalara gömülün, isterseniz en kırmızı rujunuzu sürüp patlamış mısır yiyerek bütün gün televizyonun önünden ayrılmayın. Oturun evde başka kim varsa ona kahve falı baktırın.

(Ben babama baktırıyorum bazen. Yorum sıfır ama görüş on numara.)

Ama lütfen, bugün sizin gününüz olsun.


Ne yalan söyleyeyim, iki gün önce kızkardeşimden bir "new year's resolutions" maili gelene dek aklımda oturup da liste yapmak yoktu. Aslında hala da oturup elime kağıdı kalemi (ya da bu klavyeyi) almış sayılmam. Çünkü insanız, kendimize söz verip üç beş gün sonra boşluyor, kırk bahane ardına sığınıyoruz.

Benim de kendimi hayal kırıklığına uğratmak gibi bir niyetim yok.

Ama gerçekten niyetli olduğum ve bu konuda taviz vermeyeceğim iki unsuru sizinle paylaşabilirim: Daha fazla film izlemek ve daha fazla kitap okumak.

Bu konuda ilk adımımı da üç gün önce, şehir kütüphanesine kaydolarak attım. Bundan sonra dilediğim zaman dilediğim kitabı alıp okuyabileceğim. Kitapların himayede tutulma süresinin 15 gün olduğunu düşünürsek, bu kitabı okumayı ihmal etme ve rafa kaldırma problemini de elimine ediyor.
Daha ne olsun!

Sizin "bu sene bunu gerçekten yapacağım, görürsünüz!" dediğiniz şeyler var mı? Peki bir liste yaptınız mı?

Sevgiyle kalın!

12 Şubat 2014 Çarşamba

Alternatif Sevgililer Günü Önerileri

 Herkesin Sevgililer Günü'ne olan yaklaşımı farklı.

İnsanlar günler hatta haftalar öncesinden sevgilisine, nişanlısına ya da eşine ne alacağının derdine düşüyor. Ticaret canlanıyor, indirimler başlıyor. Bu noktada "Sevgililer Günü de neymiş canım, insan sevdiğini bir gün değil her gün sever, kapitalizmin, Amerika'nın oyunları bunlar!" diyenler hayatımıza hızlı bir geri dönüş yapıyor. Tabii sevgilisi olmadığı için depresifleşen, "Yine bir 14 Şubat'ta daha yalnızımmmm.." moduna geçip kendini heba eden, kalpli yastık tutan yumuş yumuş ayılara düşman kesilenler var.


(Not: O ayıları ben de sevmiyorum)

Şimdi sorarım size, Sevgililer Günü illa hayatında romantik anlamda birisi olanlar için midir?
Bekarın Sevgililer Günü'nü kutlama hakkı yok mudur?

Tabii ki var.
Çünkü Sevgililer Günü, sevgiyi ifade etmekle ilgilidir.
Şöyle bir düşünün, kimleri seviyorsunuz? Anneniz, babanız, en yakın arkadaşınız, kardeşiniz?
O halde neden onların Sevgililer Günü'nü kutlamıyorsunuz? 

Benim Sevgililer Günü maceram, yedi yaşında küçük bir kızken, babamın elinde iki kırmızı gül ile eve gelmesiyle başladı. Bir tanesi anneme, bir tanesi bana. O sırada babam, aslında bana çok önemli bir mesaj vermeye çalışıyordu; kendimi sevmem ve sevildiğimi hissetmem için kimseye muhtaç değildim.

Romantik paylaşımlarda bulunduğunuz özel biri olmayabilir. Ne yapalım? Bu, hayatınızda başka özel insanlar olmadığı anlamına gelmiyor.

Hep kendinize alışveriş yapacağınıza, annenize ufak bir şey alın mesela. Ya da bir bahaneyle dışarı gönderin, akşam yemeğinin hazırlanmasına siz el atın. Geldiğinde özenilmiş bir sofra görsün. Birbirinize uzak mısınız? "Sevgililer Günü'n kutlu olsun annem" diye arayın.

Babanızın boynuna sarılın öpün, Sevgililer Günü'ü kutlayın. Bütün babalar, kızlarının ilk ve gerçek aşkıdır. Kardeşinize bir jest yapın. Alın en yakın arkadaşınızı, dışarı çıkın. Kendinizi şımartın. Ama günü "Şu halimize bak yaaa, millet el ele geziyor biz burada sap gibi kız kıza sinema kuyruğunda.." noktasına getirmeyin. Kendi zevkinize, eğlencenize, mutluluğunuza bakın. Annem yıllardır her 14 Şubat'ta kankasıyla kalkar, giyinip kuşanıp öğle yemeğine gider. Neden olmasın?


En yakın arkadaşınızın sevgilisi mi var?
Anneniz babanız sizi ekti mi? Ya da Sevgililer Günü kıvamında insanlar değiller mi?

Kendi Sevgililer Günü'nüzü kendiniz kutlayın o zaman?
Kendinizi sevin, değer verin, mutlu edin. Bu söylediğimi kimileri son derece egoist bulabilir ama şu da bir gerçek; kendine değer vermeyen, başkalarına hakkıyla değer veremez.

Bu kadar uzunnn bir girizgâhın ardından, sizlere önerebileceğim iki alternatif Sevgililer Günü programını önünüze sunmak istiyorum:


- Çalışıyor ya da okula gidiyorsanız, bir gece önceden en sevdiğiniz kıyafetleri hazırlayın. Favori kazağınız kotunuz, ayıla bayıla aldığınız çizmeleriniz.. Kendinize bir kombin yapın. Kafanızda ne giyeceğiniz ne takacağınız oluşsun. Kimse için güzel gözükmek, şık olmak zorunda değilsiniz, bunu kendiniz için yapıyorsunuz, sakın unutmayın! Parfüm sıkmadan da çıkmayın!

- Gününüz ders yoğunluğuydu, toplantıydı, asap bozucu müşterilerdi, gece rezervasyon için gereksiz heyecan yapan, hatta yüzük bekleyen iş arkadaşlarıyla bulutlanabilir. Ne olmuş? Ne olmuş yani, ne olmuş? Bir günü de hafiften alın. Kendinize kahve molası verin. Rujunuzu tazeleyin. Mesai / ders bitimine kadar bulunmak zorunda olduğunuz ortamda, biraz kaçamak lüksünüz olsun. Kendinize beş dakika bile olsa zaman ayırın. Hak ediyorsunuz. Değerlisiniz. Köle değil.

 
- O gün evden çıkmak zorunda değilseniz, dilediğiniz kadar uyuyun ama kalkınca kendinize mutlaka güzel bir kahvaltı hazırlayın, sakın ola üşenmeyin! Hatta televizyon karşısında, desenli peçetelerle şık bir sofra kurun. Öyle kahvaltılar genellikle misafir geleceği zaman hazırlanır. Bir misafir kadar değeriniz yok mu yahu? Kendinize de yapın!


- Kendinize bir hediye alın. Kredi kartı limitim doldu, maaşım bitti filan demeyin. Gerçekten demeyin. Uzun zamandır kendinize ne almak istiyorsunuz? O parasına kıyamadığınız far paleti mi? Zara'nın vitrininde gördüğünüz deri ceket mi? Basit bir kahve kupası mı? Alın yahu. Alın. Hatta tam olsun, aldığınız şeyi "Hediye pakedi olsun" diye sardırın. Eve gelince açın.



- Evde yemek hazırlayanınız varsa ne mutlu size. Yoksa, ne seviyorsanız onu sipariş edin. Güzel bir duş alın, kremlenin, pijamalarınızı giyin, yemeğinizi alıp televizyonun, DVD'nin ya da internetin karşısına geçin; sizi hangisi mutlu ediyorsa. Ya da hafif bir müzik eşliğinde kitabınızı okuyun. Keyif sizin.


Gerçekten de öyle. Keyif sizin, para sizin, huzur sizin, mutluluk sizin.
Kendi kendine mutlu olabilen insan, en zengin insandır. Ve yaydığı enerjiyle başka insanları da yanına çeker, onları da mutlu eder, onlara da ışık saçar.

Sevgi dolu günler olsun efendim!


19 Eylül 2013 Perşembe

Biz bu lafları çok sık kullanıyoruz!

Makyaj bloggerı süper kadındır.

Araştırır, satın alır, dener, üşenmez elli tane fotoğraf, elli tane video çeker, keser biçer editler, yayınlar, ürün karşılaştırması yapar, yerli ve yabancı blogları eşeler, ilham arar..

Belki de tüm blog türleri içinde en zor iştir makyaj bloggerlığı.
Çoğu insana da kolay gözükür, "Ne var bir ruj sürüp beş açıdan çekip koyuyorsun işte, iş mi yaptığın?"

Ben daha nereden baksanız bir aylık, tam anlamıyla çiçeği burnunda bir blog yazarıyım.
Aramızda bu işi yıllardır yapanlar var. Eminim onlar çok daha tatsız yorumlarla ve önyargılarla karşılaşmışlardır.

Neyse, biz bu lafa nereden geldik?
Hah!
Hatırladım.

Blog eşelemek demiştik, değil mi?
Bloggerın bir görevi de başkaları neler yazmış bakmak, yorumlamak, fikir alışverişinde bulunmak, komünitenin güçlenmesine ve dostluk bağları kurulmasına katkıda bulunmaktır.

Tabii bütüüüüün bu makyaj bloglarını incelerken, hepimizin diline (buna ben de dahil) pelesenk olan bazı kalıplar var, gözden kaçmıyor!

Peki, biz makyaj bloggerları eeeen çok hangi lafları kullanıyoruz?
Üşenmedim, derledim:)
 
- Bugün xxx adlı üründen bahsetmek istiyorum.
- Bu uygulama için MAC'ın xxx numaralı fırçasını kullanıyorum.
- Bu ürün şu şu şu şu özellikleri vadediyor.
- Fiyatına göre performansı oldukça iyi.
- Rengi çok tatlı, bebek pembesiyle nar çiçeği kırmızısı arasında.
- Dudaklarda yapışma hissi yaratmıyor.
- Gün içinde mutlaka tazelemek gerekiyor.
- Kirpiklerim uzadı ama üçüncü kattan sonra topaklanma oldu.
- Bu far / pudra / allık biraz tozuma yapıyor.
- Sürerken fırça izi oluyor.
- Dudaklarda xxx, gözlerde yyy, tırnaklar zzz etkisi yaratıyor.
- Çok memnunum.
- Çok cici.
- Çok pratik.
- Kalıcılığı yüksek.
- Performansı yüksek.
- xxx'in çekilişi için TIK TIK.
- Gratis / Watsons / MAC alışverişimden aldıklarım.
- Pigmentasyonu yüksek / düşük.


Kendi yazılarına göz gezdirdim, en çok "vadediyor, performans, tozuma, fırça izi ve fiyata göre performans" kalıplarını kullanmışım.

Okurken "Aaa ben de bunu sürekli söylüyorum yahu!?" dediğiniz bir laf ya da gözünüze çarpan, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Sevgiler!

NOT: Bu yazı kimseyi rencide etmek için yazılmamıştır! :) Hepimiz yapıyoruz, alınmaca gücenmece yok! :)


blogger template by lovebird